Kuran’da Evrim Var mı? Evrim İslam İle Bağdaşır mı?

 

evrim1res_1Kuran’da Evrim Var mı?

Son yıllarda sıkça tartışılan bir konu var: Evrim teorisi ile İslam bağdaşır mı?

Sorgulamak, düşünmek insanın doğasında var bu bizim fıtratımız. İster geleneksel ister modern argümanlar olsun hiç bir konuda ezbercilik doğru bir yaklaşım değildir araştırmalı, öğrenmeliyiz. Bunun gereği olarak yıllardır evrim üzerine çok sayıda yazı okudum ve hazırlanmış yayınları izledim ve bu teorinin genelde ateist olan fanatikleri ile tartışmalarım oldu. Bu tecrübe sonunda bu soruya ”yaklaşımınıza göre değişir” şeklinde bir cevap verebilirim. Peki bu yaklaşım nedir?

Evrim teorisi ile ilgili tartışmalarda karşılaşılan üç temel yaklaşım var:

  1. gurup: Evrimi adeta bir din gibi savunan, her şeyi ona bağlayan, açıklayamadığı durumlarda hayal ürünü hikayelere yada varsayımlara sarılan, bunu da beceremezse bir şekilde olmuş, şimdilik bilmiyoruz vs. gibi mazeretlere sığınanlar.
  2. gurup: Kesinlikle canlılığın hiç bir mekanizması, gelişimi ve işleyişinde evrimi kabul etmeyen görüş.
  3. gurup: Evrimin Allah’ın yaratma şekillerinden biri olabileceğini ve bazı mekanizmaları açıklamak için kullanılabileceğini düşünen ve kitle.

Evrim teorisinin inançlı insanlar tarafından kabul görmeyişinin ve tehlike olarak algılanmasını en büyük sebebi 1. gruptakilerin tutumudur. Evrime adeta bir ilah muamelesi yaparak çoğu zaman gerçeklik dışına çıktıklarına ve varsayımlarını bilimin önüne aldıklarına sıkça şahit oluyoruz. Bu konularla ilgili itirazlar yaptığınızda ise özellikle ateistler tarafından ”cahil, bilim karşıtı, yobaz vs.” ithamlarla suçlanıyorsunuz. Sanki bir dini savunur yada bir tarikat mensunun şeyhine toz kondurmama çabası gibi garip bir psikoloji ile agresifçe savunmaya geçiyorlar.

Evet evrim belki bazı mekanizmaları açıklamak için kullanılabilir ama çoğu mekanizma için evrim tamamen devre dışı kalıyor, varsayım veya hayali hikayelerden öteye gidemiyor. Evrim günümüzde aşırı abartılan ve üzerinde çok büyük ideolojik oyunlar oynanan bir araç haline gelmiştir.

Ne demek istediğimi yerli evrimcilerden Profesör Ali DEMİRSOY’un ”kalıtım ve evrim” isimli kitabından bazı alıntılar yaparak anlatmak istiyorum. Bu alıntılara internet ortamında da rastlamak mümkün:

”bir sitokrom-c’nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekir. Sitokrom-c’nin belirli bir amino asit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır. (maymunun rastgele tuşlara bastığını kabul ederek). “kalıtım ve evrim, meteksan yayınları, ankara s. 61”>kaynak

Evrimci Prof. Ali DEMİRSOY hücrenin sadece küçük bir bölümü olan sitocrom-c ile ilgili çok enteresan bir örnek veriyor: ”Rastgele tuşlara basarak insanlık tarihi yazan maymun” Bu örnekle ilgili herhangi bir matematiksel olasılık hesabı vermiyor çünkü örnekten anlayacağımız gibi bu olasılık için imkansız denilebilir. Demirsoy açıklayamadığı bu yapı için iki seçenek sunuyor: tüm evrende bir defada oluşacak kadar az olasılık veya doğaüstü güç (bunun ne anlama geldiğini bizim gibi ateistlerde çok iyi biliyor). İkinci seçenek genelde ateistlerin kullanmaktan çok korktuğu o yasak kelimeyi barındırdığı için tercih edilmiyor. Yazar imkansız olan birinci seçeneği tercih ediyor ve ona da ”bilimsel yaklaşım” adını veriyor. Ne kadar ilginç!!! Bir tarafta ”imkansız” diğer tarafta belgeli bir tasarım örneği ama imkansızı kabul etmek bilimsel yaklaşım oluyor.

Şimdi buradan sonrası daha da ilginç bir hal almaya başlıyor. Evrimci Profesör Ali DEMİRSOY bakın sözlerine nasıl devam ediyor:

”Bu durumda enzimlerin çok daha kısa molekül olarak ortaya çıktığını ve ancak belirli amino asitlerin belirli yerlerde bulunma zorunluluğunun olduğunu varsayarız.”

Soru basit ”Belirli amino asitlerin belirli yerlerde bulunma zorunluluğu olduğunu varsayarız” ne demek? Hem raslantısallığı savunup birde elinde hiç bir geçerli kanıt bulunmadan cansız aminoasitler için bir yerde bulunma zorunluluğundan bahsetmek nasıl bir çelişki? Açıkça söylenen şu: burada hayal gücü devreye giriyor aminoasitlerin durması gereken yerleri biz belirliyoruz. Yani olasılık olarak ”imkansız” olan dizilimi hayali olarak siz kendi elinizle yapıyorsunuz ve bizzat sizin kafanızdan hayali bir şablon uydurmanızın adı ”bilimsel yaklaşım” oluyor yeter ki o yasak kelimeyi kullanmayın. Gerçek bilimin kalbinden hançerlendiği yerde işte burası.

Evrimci Profesör Ali DEMİRSOY’un kitabında yer alan şu bölümde çok ilginç:

”Evrimde açıklanması en zor olan kademelerden biri de bu ilkel canlılardan, nasıl olup da organelli ve karmaşık hücrelerin meydana geldiğini bilimsel olarak açıklamaktır. Esasında bu iki form arasında gerçek bir geçiş formu da bulunamamıştır. Bir hücreliler ve çok hücreliler bu karmaşık yapıyı tümüyle taşırlar, herhangi bir şekilde daha basit yapılı organelleri olan ya da bunlardan birinin daha ilkel olduğu bir gruba veya canlıya rastlanmamıştır. Yani taşınan organeller her haliyle gelişmiştir. Basit ve ilkel formları yoktur.”

Burada dikkat edilmesi gereken konu geçiş formu bulunamayan bir dinozor yada başka herhangi bir canlının fosili değil. Doğada sayısız diyebileceğimiz miktarda bulunan tek hücreli canlılardan bahsediliyor. Yani eğer geçiş formları olsa bunların adeta ”fışkırması” gerekirdi. Yıllarını evrim araştırmalarına vermiş profesör seviyesindeki birinin ulaştığı sonuç ortada. Görüldüğü gibi Evrim teorisini eleştirmek için bizim tek satır yazmamıza bile gerek kalmıyor bu teoriyi çökertmek için bizzat evrimcilerin yazdıkları fazlasıyla yeterli oluyor.

Benzer durumlara Evrim Teorisi ile ilgili çoğu tartışmada rastlamak mümkün. Örneğin doğada böcek ve amfibi türlerinde rastlanan metamorfoz. Mesela kelebeğin yaşam döngüsü. Kelebek için hayatın en önemli iki evresi var. İlk dönem sürünerek ilerleyen genelde bitkilerin yaprakları ile beslenen pek de sevimli bulmadığımız tırtıl dönemi. İkincisi uçabilen ve adeta sanat eseri güzelliğinde hayran kaldığımız kelebek.

Peki doğada her gün milyonlarca kez tekrarlanan metamorfoz konusunda evrim teorisi bize ne anlatır? Cevap çok net: Hiç bir şey!

Yerli yada yabancı istediğiniz kaynağı araştırın metamorfoz konusunda yukarıda örneğini verdiğim hayal ürünü varsayımlardan, mantıksız laf kalabalığından başka hiç bir kaynak bulamazsınız.

Neden bulamayız peki? Bunu tırtıl-kelebek örneği en güzel şekilde açıklamaktadır: Pupa evresine giren tırtıl bir kapsül oluşturmakta ve kısa zaman sonra bu kapsülden kelebek çıkmaktadır. Peki gerçekte tırtılın kelebeğe dönüşmediğini aslında tırtılın bu pupa içerisinde iç organlarına kadar tamamen eriyerek sıvı haline geldiğini ve kelebeğinde bu sıvıdan oluştuğunu biliyor muydunuz? Tırtıl gerçek anlamda kendini yok etmektedir.

Bu durum Evrim Teorisinin klasik argümanları olan doğal seleksiyon, mutasyon vs. ile nasıl açıklanır? Bu canlı hayata kelebek olarak değil tırtıl olarak başladı. Bir pupa içerisine girip kendini yok eden canlı hangi tesadüfi olayla yada mutasyonla kelebek olmaya başladı? Tek bir hatanın bütün sistemi çökerteceği bu hassas mekanizma için sizce böyle bir ihtimal olabilir mi? Varsa eğer bu doğal seleksiyonu kim yaşadı? Tırtılın yaşamadığı ortada kelebek deseniz o da imkansız, çok saçma ama kelebekler bu seleksiyonu bitirip sonramı tırtıl olmaya başladılar? Yok öyleyse kelebek hayatına nerede başladı?

Yada yıllardır aşina olduğumuz ama gerçekte Evrim Teorisinin mantığına tamamen ters olan maymun yada daha güncel versiyonuyla ortak ata hikayelerinin bilimselliği nedir? Evrim teorisinde canlılık zayıfın elenerek güçlü olana dönüşümü olarak açıklanıyor. Peki bu mantıkla bakarsak maymun gibi doğada yaşamak için her türlü donanıma sahip, güçlü bir yaratıktan insan denilen tüysüz, maymuna kıyasla çok daha narin, yetişkinliğe ulaşması uzun süren bir canlıya dönüşümü nasıl açıklarız? Sadece alet kullanımını buna örnek vermek mantıklı mı? Kargaların maymunlara göre alet yapma ve kullanma becerilerinin daha üstün olduğu bilimsel bir gerçek iken bu teori geçerli olabilir mi? Evrimciler sıklıkla maymun-insan dna ‘sının %98 oranında benzediğini bir propaganda aracı olarak anlatırlar ama diğer canlı türlerini hiç anlatmazlar. Örneğin insanların fonksiyonel genlerinin %98 oranında farelerle benzerlik taşıdığından hiç bahsetmezler. Genel ortalamada köpekle bile %90 oranında genetik benzerlik vardır.

Peki gen havuzu evrim teorisi ile açıklanabilir mi? Bırakın yok olmayı çoğu canlı belli bir sayının altına düştüklerinde üreyen bireyler bulunsa dahi genetik olarak soyu tükenmiş kabul edilmektedir. Canlıları tek atadan kendiliğinden türemiş olarak anlatmak bu gerçek ortada iken mümkün mü? Yüzlerce bireyle bile çökebilen gen havuzu bir kaç canlı ile nasıl milyonlarca sayıya ulaşabilir?

Evrimcilerin sanki bir şey bulmuş gibi hevesle sarıldıkları ve bolcada üzerinde oynayıp gerçekleri çarpıttıkları bakteri-antibiyotik meseleside ayrı bir komedi. Bakterilerin antibiyotiklere direnç geliştirmesi evrim değil zaten genomlarında mevcut olan adaptasyon yeteneğidir. Soru basit: Antibiyotiklere direnç kazanan bakteri başka bir türe mi dönüşüyor? Yeni tür oldularsa bunların sınıfı nedir? Ne olarak adlandırılıyorlar?

Hangi antibiyotiğe direnç geliştirirse geliştirirsin bakteri gene bakteridir. Mesela biz kızamık, su çiçeği geçirip sonrasında bağışıklık kazandığımızda başka bir türe mi dönüşüyoruz? Yanlış ilaç kullanımı veya geçirdikleri hastalıklar sonucu antibiyotiklere direnç geliştiren çok sayıda insan var, bunlar için neden evrim geçirdi denilmiyor? Aslında normal insan mantığıyla bakabilenler için bakteri gibi mikroskobik bir canlının kısa zaman içinde koskoca ilaç sektörünü ve bilimadamlarını şaşkına çevirebilmesi evrimin değil akıllı tasarımın, ilahi kudretin göstergesidir. Adaptayon konusuna ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum evrim adı altında insanlara yutturulmaya çalışılan çoğu konu gerçekte sadece adaptasyondur.

Bu bilgiler ışığında evrim teorisine yapılacak en doğru yaklaşım nedir?

En başta evrimle her şeyi açıklama saçmalığına son verilmeli. Canlıların zaten genomunda bulunan adaptasyon yetenekleri evrim adı altında insanlara yutturulmaya çalışılmamalı. Canlı türlerinde işlevsel bazı basit özelliklerin başka türe kendiliğinden dönüşme gibi uydurmaları bir yana bırakırsak adaptasyonla kazanılması mümkün olabilir ama çoğu mekanizma için yaratıcının eseri olan ”Tasarım” kabul edilmek zorunda. Bu yaklaşım bilim adına da büyük katkı sunar. İnsanları hayal ürünü saçma varsayımlara inanmaya zorlayarak bu teorilere düşman etmek veya bilim adı altında komik duruma düşmektense evrimi bir yardımcı mekanizma olarak görmek ve ”akıllı tasarımı” kabul etmek en doğrusu ve olması gerekendir.

Bilim dünyasında evrimin neden bu kadar yaygın olduğu ile ilgili bir soru aklınıza gelebilir. Bunun cevabı içinde ”bilimadamları neden kovuldu” isimli belgeseli izlemenizi tavsiye ederim. Bu belgesel gerçekte bilimadamları evrimi savunuyor mu yoksa buna mecbur mu bırakılıyor anlamamız için çok değerli bir çalışma.

Mülk 3-4: O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.”

Hayırlı tefekkürler dilerim….

Yorumlarınızı bizimle paylaşın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s