Kader… Geleneksel Din Anlayışının Köhne Bataklığı

 

Kader… Geleneksel Din Anlayışının Köhne Bataklığı

Geleneksel kader anlayışı şöyle tarif edilir: ”Bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlendiği ezeli takdir. Alın yazısı, Yazgı veya Mukadderat olarak da anılır. ”

Yani hayatımızda olmuş olacak her şeyin daha dünya bile yaratılmamışken yazılı ve belirlenmiş olduğu inancıdır.

Bize öğretilen geleneksel kader anlayışı neredeyse hepimizin aklında soru işaretleri uyandırmaktadır. Acaba hangimiz ”madem sonuç belli Allah beni niye imtihan ediyor” diye düşünmedi? Sonucu belli olan sınav mı olur? Bu anlayışla özgür iradeden nasıl bahsederiz? Bu bütün yaşananlar tiyatrodan ibaret, hepimiz Allah tarafından yazılan bir piyesin oyuncularıyız demektir.

Madem her şey en baştan belli Allah neden peygamberler göndermiş? Dini tebliğin ne manası kalıyor? Yada niye dua ediyorsunuz her şey zaten baştan belli, değişmeyecek?

Peki Kuran’da imanın bütün akideleri defalarca anlatıldığı halde bugün bilinen anlamda kadere iman diye bir konunun bir defa bile geçmemesine ne dersiniz? Kuran’da kader gerçek manası olan ”ölçü” anlamında kullanılır. Örneğin “gökten suyu bir ölçü ile indirdik”  denilir.

Kaderin iman esaslarındaki yeri eğreti ve tuhaftır. Dindar insanlar bile iman esası olarak saydıkları bu anlayış için koyu kaderci olmayın derler ama kimse koyu şekilde Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe inanma demez hatta ne kadar koyu inanabilirseniz o kadar iyi ama iş kadere gelince fazlası iyi değil denir. Kader inancını savunan gelenekselciler bile bu durumdadır. Fazlası zararlı imanının şartı mı olur?

Geçmiş dönemlerde ki kafirlerinde günümüzde ki yaygın kader anlayışına sahip olduğunu Kuran’da açıkça görüyoruz:

Enam 148: ”Şirk koşanlar diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız şirk koşmazdık ve hiç bir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de, zorlu azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim var mı? Siz ancak zanna tabi oluyorsunuz ve siz ancak zan ve tahminle yalan söylüyorsunuz.”

Ayette açıkça görüleceği gibi kafirler kendilerinde bir kusur bulmuyor kaderimiz böyleymiş diyorlar. Yani dolaylı yoldan kendi suçlarını Allah’ın üzerine atıyorlar.

Geleneksel kader anlayışının bu açmazları karşısında  savunucuları tarafından ”bu akıl ile anlanamaz, fazla kurcalamayın” denilir. Peki akıl ile anlayamadığım şeyden neden sorumlu olayım? Allah Kuran’da “kimseye taşıyabileceğinden fazlasını yüklemeyiz”  diyor bu durumda akılla anlayamadığımız kader boşa çıkmış olmuyor mu? Madem kaderi anlayacak kapasitede bir beynim yok o zaman ondan sorumlu değilim.

Gelenekselcilere kader konusunu açıp ”madem sonuç belli Allah beni niye imtihan ediyor” dediğinizde şöyle cevaplar verirler ”Allah yazdı ama seni de hür bıraktı, ne yapacağını biliyor ama sana bıraktı vs.” Peki ilk başta Allah’tan başkası olmadığına göre, yazanda o değil mi?

Bu anlayışla birisi kötülük işlediğinde ”benim ne suçum var bunu yapacağım zaten ezelden yazılmış” dese haksız mı?

Siz, böyle şey mi olur, mantıksız dediğinizde ”ne yani şimdi Allah, senin yarın ne yapacağını, ne söyleyeceğini, ilerde kiminle evleneceğini bilmiyor mu” derler.

İşte bütün düğüm bu kelimede çözülüyor ”Bilmek”

Bilmek konusunu doğru anladığımızda her şey aydınlanıyor.

Bir şeyin bilinmesi için onun mevcut olması gerekir. Haşa, bu Allah’a eksiklik yakıştırmak değildir. Olmayan şey bilinir mi? Mesela birisi çıkıp size durduk yere ”bilmiyorsun” dese hemen ”neyi bilmiyorum” diye sormaz mısınız? Allah her şeyi bilir ama sizin henüz yapmadığınız bir şey siz onu beyniniz de tasarlayana kadar ”şey” değildir. Gelecekle ilgili örneğin Allah benim 5 yıl sonra kiminle evleneceğimi bilmiyor mu diyemeyiz. Buna biliyor yada bilmiyor gibi cevaplar verilemez çünkü bu henüz ”şey” değil. Allah her şeye gücü yeten değil mi? İşte böyle bir canlı yaratmış imtihan ediyor, durumuna bakıyor.

Allah bizzat kendisi bizim amellerimizin ancak sınanarak bilinebilecek hale gelebileceğini söylüyor:

Ali İmran 140: ”Eğer siz bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte günleri insanlar arasında böyle döndürürüz. Bu, Allah’ın iman edenleri bilmesi ve sizden şahidler edinmesi içindir. Allah, zalimleri sevmez”

Ali İmran 142: ”Yoksa Allah sizden cihad edenleri ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”

Allah koyduğu sistemlerin işleyişini bilir, mesela 100 yıl sonra Amerika diye tek parça bir ülke kalacak mı yoksa parçalanacak mı bunu elbette bilir. Çünkü bu bireylerin tasarrufu değil sistemin işleyişi ile alakalıdır.

Geleneksel kader anlayışından sıyrılıp Kuran’da anlatılan esasları kavramadığınız sürece bu çelişkilerden kurtulamazsınız. Geleneksel kader anlayışı sizin zor zamanlarda dayanma gücünüzü kırar, zafiyete düşmenize hatta isyan bile etmenize sebep olabilir. İman esası zannettiğiniz şey imanınızdan olmanıza yol açabilir.

Bazı günümüz ilahiyatçıları tarafından İslam coğrafyası olarak adlandırılan bölgenin sorunlarının kaynağının geleneksel kadar anlayışı olduğu ifade edilmektedir. Zaten her şey belli zihniyetinde yaşayan toplumların gelişmesinin mümkün olmadığı açıkça ortadadır.

Kader konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için Prof.Dr.Abdulaziz Bayındır’ın kader konulu açıklamalarını izlemenizi tavsiye ederim.

Hayırlı tefekkürler dilerim…

Kader… Geleneksel Din Anlayışının Köhne Bataklığı” üzerine 3 yorum

  1. Henüz gerçekleşmemiş olayların “şey” olmadığı ifadesinden aslında bunların henüz yaratılmadığı anlamı çıkıyor. Bu yoruma itiraz edemiyorum. Ancak Kuran dirilişten sonraki varoluş için sanki çoktan gerçekleşmiş gibi kesin ifadeler kullanıyor. Allah henüz gerçekleşmemiş olayların gerçekleşeceğini biliyor. Bilmemesi onu kusurlu yapardı. Henüz gerçekleşmemiş olayları da bilmiyor olması onu kusurlu yapardı. Onun için bu olanaksız. Bu noktada siz olayları makro ölçektekiler ve kişiseller diye ikiye ayırıyorsunuz, kişisel (mikro?) olanları bilmez, makro olanları bilir diyorsunuz. Bu yapay bir ayrım. Occam’ın Bıçağı ilkesi gereği gereksiz bir karmaşıklık yaratıyor. Dahası, bu çözülemez bir karmaşıklık yaratıyor çünkü mikroyla makroyu ayıracak bir ölçüt bulmamız olanaksız. Allah bir çuval bilyeyi boşaltan biri gibi oluyor. Hepsinin de yere çarpacağını biliyor ama her birinin nereye çarpacağını, nereye fırlayacağını bilmiyor. Yani kusurlu… Bu makineyi tasarlayan oysa bütün girdilerin çıktılarını da biliyor olması gerek, çünkü tasarlamak dediğimiz eylemin tanımında zaten bu var. Hesapladığınız sonucu almadığınız bir tasarıma başarısız tasarım denir. Allah bırakın kişileri, her bir atomuna, kuarkına, stringine kadar bütün evrenin çıktısını biliyor olmalı ki onu tasarlayabilmiş olsun.

    Benim önerim, bu sorunun yanıtının zaman kavramı göz önünde bulundurarak aranması. “Evrenden önce” diye bir ifade doğru olmaz çünkü zaman bu evrenin bir parçası. Evrenden önce ne var diye sorduğumuzda bu evrenin bir parçasının evrenin dışında da var olduğu varsayımında bulunuyoruz ve bu yanlış. Aynı şekilde evrenden sonrası için de zamandan söz edemeyiz. Atomdan, atmosferden, ateşten, renklerden, saçmalıktan söz edemeyeceğimiz gibi. Bunlar bu evrende olan şeyler. Ama renk olacak diyeceksiniz örneğin. O anlatımların simgesel olduğunu Kuran kendi söylüyor (32:17). Beynimiz ancak zamanın var olduğu bir ortamda çalışabiliyor. Zaman olmasaydı fiziksel yer değiştirme olmaz ve beynimiz çalışmaz, zamanın akışını da hissetmezdi. Biz Tanrı’nın kağıt üzerinde iki boyutlu olarak yarattığı yaratıklar gibiyiz. Üçüncü boyutu anlamaya yaratılışımız olanak vermiyor. Örneğin kağıt üzerinde bir çemberin içindeysek çemberi delmeden dışarı çıkma fikri bize saçma geliyor, bunun imkansız olduğunu düşünüyoruz. Aynı şekilde, Allah’ın yapacağımız bütün seçimleri BİLİYOR olması ve fakat bizim bu seçimleri kendi irademizle yapıyor veya yaptığımızı hissediyor veya yaptığımıza tanık oluyor olmamız bize imkansız geliyor. Kağıtta üçüncü boyut neyse, evrende zaman boyutu o. Allah zamanın içine hapsolmuş değil ve çemberi delmeden dışarı çıkmanın olanaklı olduğunu biliyor. Olaya böyle bakınca “Allah neden yaratıyor?” sorusu gibi en azından ölmeden önce yanıt bulmamızın olanaksız olduğu soruları kovalamanın bize fazla bir şey kazandırmadığını anlayabiliriz diye düşünüyorum.

    Beğen

  2. Kesinlikle olayları makro veya mikro diye ayırmıyorum. Kader konusuna bu şekilde bakmak yanlış bir sonuca götürür. Sizin tanımınızla kişinin kendi nefsi mikro yada benim verdiğim Amerika örneği makro değildir. Aslında bu devasa yapıların ve kurumların durumu insan benliğinden ve seçimlerinden daha kolay açıklanabilir. Ülkeler ve ekonomiler belli dinamikler üzerine kuruludur. Biz onların geleceğini bilemeyiz ama Allah en ince ayrıntısına kadar bu dinamiklere şahit olduğu için ilerisini bilir ayrıca toplumlara koyduğu kanunlar çerçevesinde müdahele ettiğini de Kuranda defalarca ifade ediyor.
    Geleneksel kaderciler kendi tezleri için hatalı olarak Rum suresini örnek verir.
    Rum 2-5: ”(2-5) Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün mü’minler sevineceklerdir. Allah’ın yardımıyla… O, dilediğine yardım eder. O, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir..”
    Allah’ın gelecekten haber vermesini ”işte kader önceden yazılmışki haber veriliyor” derler.
    Doğru bu gelecekten bir haber. Allah ilerde bir şeyin olmasını dilemiş ama dikkat edilirse ”Allah’ın yardımıyla” deniliyor. Yani Allah bu konuya müdahele edeceğini belirtiyor. Allah’ın yardım ettiğinin zafere ulaşmaması gibi bir durum olabilir mi?
    Çoğu kişiye karışık veya anlaşılmaz gelen Kader meselesi aslında çok basit bir konu. Anlaşılması önünde ki en büyük engel geleneksel dinin oluşturduğu yanlış Allah tanım ve algısı.

    Selametle…

    Beğen

Yorumlarınızı bizimle paylaşın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s