TASAVVUF İLE NASIL MÜŞRİK OLUNUR?

Tasavvuf Nedir? İslam İle İlgisi Var Mıdır?

Tasavvuf en yalın haliyle İslamın mistik yönü olarak tarif edilir. Peki böyle bir tabir İslam ile bağdaşır mı yani İslamın belirli kural ve kaideleri dışında birde mistik bir yönü var mıdır?

Öncelikle insanların neden tasavvufa yöneldikleri anlamak gerekiyor. Tasavvuf özellikle tarikat-cemaat yapılanmalarında sıkça adı geçen bir konudur. Bazı insanlara duyu organları ile hissedilemeyen Allah fikri anlaşılmaz gelmektedir. Gözle görecekleri, elle tutacakları bir yaratıcıya tapma derdine düşerler. Burada tasavvufun temel felsefesi, her şeyi Allah’ın parçası sayan hint kökenli bir kavram olan vahdet-i vücud devreye girer. Böylece duyu organları ile kavrayabildikleri tüm evren onlar için Allah’ın kendisi haline gelir. Yani Evrenin tamamının Allah olduğunu düşünürler. Vahdet-i vucuda benzer inançlar eskiden de olmuş bu Kuranda bakın nasıl anlatılıyor:

Zuhruf 15: ”Kullarından O’na bir parça yakıştırdılar. Doğrusu insan, açıkça bir nankördür.”

Peki bununla kalırlar mı? Hayır. Artık kendilerini rahatsız eden yeni bir sorunla karşı karşıyadırlar. Basitçe şöyle düşünürler. Ben hem Allah’ın bir parçasıyım, hem de hiçbir olağanüstü gücüm yok bu nasıl iş. Ardından kendilerince onun da çaresini (!) bulurlar. Bir takım acaip ritüeller ve ibadetten çok işkenceye benzeyen garip uygulamaları yıllar boyu yaparak belirli aşamalar sonunda Allah’a ulaşacaklarını düşünürler. Bunların içinde az yeme içme, az uyuma, zikir adı altında saatlerce tekrarlanan kelimeler, rabıta denilen şeyhlerini cennet bahçeleri, tahtlar, ışıklar içinde yada uçarken hayal ettikleri uygulamalar vardır. İşkence kıvamındaki bu sürece “seyri sülûk” derler. Bu sürecin sonunda Allah’a ulaşıp onda eridiklerini düşünürler. Hepsinin ulaşmayı istediği hedef “ölmeden önce ölmüş gibi olup” yokluk sırrına ermek, Allah’ın varlığında yok olmak, erimek anlamına gelen ”fenafillah” denilen makamdır. İşte “enelhak” bu mertebeye ulaşıldığı düşünülünce söylenir. Kendileri bu garipliklere inandığı gibi yeterli Kuran bilgisi olmayan veya işin iç yüzünü bilmeyen insanlarıda buna inandırırlar. Tabi bu arada gerçek İslamın unsurlarını da işin içine sos olarak katarak İslam dışı bir görüntü vermemeye de çalışırlar.

Sanki İslamda yokmuş gibi; sürekli aşk, sevgi, merhamet, edep, insaniyet, yardımlaşma vs. gibi konuları tekrarlar dururlar.  Bu da bir taktik gereğidir belli bir aşama sonrası bunların sadece dillerinde kaldığını gerçekte çoğu Dünya zevkinden hiç de geri kalmadıklarını görmeye başlarız.

Allah’ın bizlerden istediği ibadetler Kuranı Kerim ile sınırlıdır. Fıtratımıza uygun yeterli seviyede ibadeti zaten buyurmuştur. Kuranı kerimde maide 3. ayette “bugün sizin dininizi tamamladım” ayeti varken ibadetler uydurmak en azından bidat işlemektir.

Bu tarz uydurma ibadet etmenin gereksizliği Kuranda hristiyanlar üzerinden anlatılmaktadır:

Hadid 27: ”Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik; ona İncil’i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid’at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah’ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasıklardır.”

Ruhbanlık hristiyanlıkta tasavvufa benzer şekilde dünyevi ihtiyaçlardan uzaklaşarak kendilerini manastırlara kapatarak zamanlarını sadece ibadet ile geçirmelerine denilmektedir. Tasavvuf gibi bu yapılanda insan fıtratına aykırı olduğu için doğru düzgün uygulanamamıştır.

Tabi işin bu mistik yanları dışında bir grubun parçası olmak ve onun manevi şemsiyesi altında bulunmak duygusu da insanları cezbediyor. Ayrıca içine düştükleri beyin uyuşukluğu ve şartlanmışlık sebebiyle kendisi tarafından bilinmeyen pek çok mistik hususun, grubun başındaki şeyh tarafından bilindiğini zannetmesi ve kendisinin de bir gün o mertebeye ulaşma ihtimali çekici hale geliyor. Öylesine körü körüne bir bağlılık sergiliyorlar ki şeyhlerinin her yaptığı onlara doğru geliyor. Gelmekde zorunda çünkü Tasavvuf öğretisinde anlatılan ”Şeyhini rakı içerken hatta zina ederken bile görsen hayra yoracaksın” seviyesine gelmeyenler hiç bir zaman iyi bir mürid sayılmamaktadır. Yukarıda paylaşılan videodaki tasavvufçunun anlattığı gibi puta tapmak bile artık size garip gelmez.  Bunlara göre sonunu Allah’a bağladıktan sonra araya ne sokarsan sok hiç sıkıntı değil.  Acaba her konuda atıp tutarken gördüğümüz bu tiplerin şirk konusuna hiç değinmemelerinin sebebi bu mudur? Neredeyse bu kelimeyi hiç kullanmazlar. İslamın en büyük mücadelesi olan şirkin yok edilmesi konusunda hiç esaslı bir sohbetleri ile karşılaşmazsınız.

Peki tasavvuf yolunda bu kadar çaba gösteren sufiler gerçekte nereye ulaşıyor? Özellikle günümüzde ulaştığı yer gayet açık: Bu işlerden bir süre sonra sıkılıyor ve etrafındaki insanlar yiyip-içip gezerken, gülüp eğlenirken artık onlarında canına tak ediyor. Bazı saf muritler dışında bu mahrum hayatı tamamen yaşam biçimi haline getirmiş birisini göremezsiniz. Özellikle de günümüzde tasavvuf büyüğü denilen kişilerin gayet dünyevi işlere dalmış durumda olduklarını görmekteyiz. Ama tabi bu kadarda emek vermiş bu yollarıda bırakmak olmaz. Artık edindiği öğretiyi birazda kendi arzularına uydurma vakti gelmiştir.

Tanınmış tasavvufçuları biraz araştırdığınızda çok sayıda yanlışları ile karşılaşıyorsunuz. Dergahlarında edep, tevazudan bahsedenler bir bakıyorsunuz birbirleri ile sürekli kavgalı, birlik beraberlik diyorlar ama belli siyasi görüşlerin fanatiği olmuş fetvalar veriyorlar, dünyevi zevklerden uzak durmaktan bahsediyorlar ama her birinin bir kaç karısı yada metresi olabiliyor, para pul boş diyorlar türlü yolsuzluk yada menfaat şebekesinde adları geçiyor. En lüks evlerde oturuyor, en lüks araçları kullanıyorlar. Bu konuyu araştırarak daha iyi anlayabilirsiniz. Günümüzde mütevazı hayat yaşayan tek bir tasavvuf önderi bulamazsınız.

Ünlü kişilerden ve zengin iş adamlarından bazıları da Tasavvufa çok meraklıdır. Ne kadar ünlü ve zenginde olsa insanlar manevi ihtiyaçlar duyuyorlar ama Kurani bir Müslümanlık da alıştıkları yaşam tarzlarına engel olduğu için tasavvuf üzerinden oluşturulan paralel din onlara çok cazip geliyor. Bolca süslü laflar, abartılı sözler ama içerik göz boyamaktan öte değil. Özellikle bu kodaman takımının Tasavvufçu geçinen bireylerinde felsefe şudur: Her haltı yiyeyim ama şu din bana ayak bağı olmasın biz sevgi doluyuz zaten kalbimiz temiz vs. Özellikle sosyete ve ünlü takımının tasavvuf ve mevlana merakı da buradan gelir. Örneğin turistik gezi tadında umre yaparlar acaba bu hidayete mi erdi diye düşünürken bir bakarsınız kadın dönüşte gene mini eteğiyle dolaşıyor, içki içiyor, adam metresiyle takılıyor, o da içkisini içiyor kumarını oynuyor edebiyat parçalamaktan öte din anlayışında hiç bir şey değişmemiş. Allah’ın örtünme, içki, kumar, zina gibi konularda kesin yasakları olmasına rağmen bunlara pek uymadıklarını görüyoruz. Çünkü onlara göre tasavvufta tekrarlandığı şekliyle dinleri ”sevgi” olmuştur. Kendilerince iddiaları kalplerinin çok temiz olduğudur.

İslamiyet en başta Allah inancında tasavvuftan ayrılır. İslamiyette Allah yaratan, diğer her şey yaratılandır. Oysa tasavvufta kainatın tamamının Allah olduğuna inanılır. Bu akidenin adı “vahdet-i vücut”tur. “la mevcude illallah” sözü de onun sloganlaşmış halidir. Gelen müşteriyi ürkütmemek için bunları dergahlarda ilk etapta pek dillendirmezler. Biraz aşama kaydedip belli bir beyin yıkama fasılları katedildikten sonra bunlar inceden inceye anlatılır. Tasavvuf dergahlarına bulaşmadan bunların gerçek yüzünü öğrenmek isteyenler tasavvuf büyükleri denilen kişilerin kitaplarına veya bu konularla ilgili videolara baktığında bunları görebilir.

Bu anlatılanlar tasavvufun genel yapısıdır. Dergahlarda işlenen büyük günahlardan biri de evliya diye adlandırılan ölmüş kimselerin yardım istendiğinde cevap verecekleri inancıdır. Sadece bu konu bile insanların müşrik olmalarına yeter. Bu Allah’ı yetersiz görmek veya onun bizi işitmediğini iddia etmekten başka bir şey değildir.  Bakın koskoca peygambere bile ne buyrulmaktadır:

Neml 80: ”Şüphesiz sen ölülere işittiremezsin. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”

Hz. Peygamber’in bile işittiremediği ölülere biz işittireceğiz ve birde üstüne bize yardım edecekler öyle mi? Peygamberimiz bile kendi hevası ile hüküm veremez, ibadet uyduramaz. İslamiyetin temel ve yeterli olan ibadetlerini yapmak hepimiz için yeterlidir. İslam çizgisi dışına çıkarak ahiretimizi tehlikeye atmayalım. Tasavvuf ve ondan beslenen her türlü Tarikat-Cemaat yapısından uzak durmalı ve dini bize emredilen en halis şekliyle yaşamalıyız.

Hayırlı tefekkürler dilerim….

TASAVVUF İLE NASIL MÜŞRİK OLUNUR?” üzerine 4 yorum

  1. vahdeti vücüt anlayışı tasavvufun içine girmiş bir argümandır bunun hakkında dediklerinine katılıyorum. lakin bu tasavvufun kendi değildir. imam rabbaninin çıkarımlarını incelemeni tavsiye edebilirim.

    Beğen

  2. Siz elinizdeki bir örnekle olayı yorumluyorsunuz ben müslümanım diyen ama aslında kafir olan birine bakıp müslümanlığı yargılamak gibidir bu tasavvufda gerçektir seyri suluk da siz tasavvufcu dediğiniz yada öyle gördüğünüz yanlış insanlar için tasavvufu yargılayamazsınız unutmayın müslümanda eksiklik olur ama islamda olmaz cemaatde hocalarda şeyh diye gezinenlerde eksiklik sahtelik olur ama dinde ve dinin içindekilerde olmaz tasavvufu düzgün yaşamaya çalışın yaşarsanız sahte olmadığını görürsünüz ayrıca bu fıtrata uymuyor değil biz fıtrata göre yaşamadığımız için öyle geliyor peygamber efendimiz sav de az uyur az konuşur az yerdi çok zikrederdi hem peygamberlerde hem velilerde birçok mucize görüldü ve ALLAH katında kulun kula üstünlüğü ancak takva iledir tasavvufta buna çabalar !

    Beğen

    • Doğru İslam’da eksik olmaz ama Müslümanlarda belli bazı kusurlar olabilir. Zaten bu yazının konusu bireylerin hataları odaklı değil tasavvufun genel yapısı ile ilgilidir. Dikkat çekilmek istenen bireysel hatalardan ziyade Tasavvufun üzerine kurulduğu küfür ve şirk argümanlarıdır. Örneğin hiç bir tasavvufçı her şeyi Allah’tan bir parça sayan vahdet-i vucudu inkar edemez. Ederse ya tasavvufu bilmiyordur yada kötü niyetlidir. Kurana göre açıkça bir küfür olmasına rağmen Tasavvuf en başta bu anlayış üzerine kurulmuştur. Tasavvufu doğru yaşamak diye bir şey olamaz bu adeta hem puta tapıp hemde Müslümanım demek gibi bir çelişki. Hem temeli şirk üzerine kurulu bir anlayışa inanıp hemde onun doğru yaşanmasından nasıl bahsedilebilir?

      Beğen

Yorumlarınızı bizimle paylaşın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s